Değerli arkadaşlar, bu, bu seneki ilk yazımdır. İlk yazımda sağlıklı yaşam tarzı konusundan bahsetmek istedim.

Niyetim bu yazımı kademeli bir şekilde devam ettirmektir. Şu nedenle ki, doğrusu bizlerin beslenmesinde, tedavilerinde, giyiminde ve.b sorunlarımız var.

Bazen olağan bir şeyden dolayı büyük problemler ortaya çıkıyor ve sonunda insanlar bundan eziyyet görüyorlar.

İlk önce tedaviden bahsetmek isterim.

Bizde ve genel olarak dünyada insanlar kendilerini nasıl tedavi ediyorlar?

 Şunu söylemek gerek ki, dünyanın gelişmiş ülkelerinde eczanelerde satılan ürünlerin arasında bitkiler ve bitki içeren ilaçlar sentetik ilaçlardan 3 defa daha fazla satılmakta ve bu oran gittikce artmaktadır. Dikkate almak gerek ki, bahsi geçen bu sentetik ilaçları bu devletlerin kendileri üretiyor ve külli miktarda para kazancı elde ediyorlar ama kendileri asla kullanmazlar. Bizim gibi 3. dünya ülkeleri ise bu tür şeyleri bir yenilik ve gelişim olarak algıladıkları için ilaçları nerdeyse kilo ile kullanacaklar.

Unutmayın, sentetik ilaçlar insan vücudunda tamamen parçalanmazlar. Bunlar bizim karaciğerlerimizde, derialtı dokularımızda, akciğerlerimizde, dalaklarımızda ve.b yerlerde depolanıp kala biliyor ve kan dolaşımına engel olurlar. Sentetik ilaçaları organizmamızdan karaciğer ve böbreklerimiz temizlemek zorunda kalır ve böylece karaciğer ve böbreklerimiz fonksiyonal kabiliyyetlerini yitiriyorlar.

Bazı insanlarda baş ağrısı ile karşılaşıdığı zaman başağrı ilaçları kullanmak bir tür adet halini almıştır. Ağrıkesicilerin ilk etki etdiyi orqan kemik ilikleridir ki bu kemik iliklerinden kırmızı kan hücreleri olan erirositler meydana gelir. Bununla beraber dünya genelinde bir kaç yıldır ki, kullanımı yasaklanmış olmasına karşılık “diklofenak” ülkemizde çok yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Bir defasında bir arkadaşım miyde ağrısından şikayetlendi ve ben onun miydesini tedavi etmeğe başladım. Ama bu tedavi etkisini göstermedi. Sonra tevafuken arkadaşım bana “diklofenak” merhemini kullandığını söyledi ve ben de ona bu merhemi kullanmayı durdurmasını söyledim ve zaman ilerledikçe arkadışımın miydesi kendiliğinden iyileşmeye başladı.

Peki neden asrlar boyu kullanıla gelen ilaç bitkilerinin yerini kimyasal ilaçlar almaya başladı? Bunun çok basit bir cevabı var. Şöyle ki, ilaçlar patentleştiriliyor ve bu ilaçların arkasında büyük bir firma duruyor, reklamını yapıyor, tanıttırıyor, faydalı özelliklerini gerçekten daha çok gösteriyor ve sonuçta satışından külli miktarda para kazancı elde ediyor. Amma bitkilerde durum böyle değil. Yani patentleştiremez çünkü bu genele mahsus bir şeydir.

Artık sentetik ilaçların faydasından daha çok zararının olduğunu gören avrupalılar yeniden bitkilere ve bitki içerikli ilaçlara yönelmekteler. Bitkilerin içerdiği organik maddeler sentetik ilaçlardan tam tersi tabiatına göre insan organizmasına daha yakındır ve bütünlükle insan vücudu tarafında benimsenir. Bitkilerden kullanıldığı zaman bağımlılık, organizmada toplanma, ilaç hastalığı, organların zedelenmesi ve.b bu gibi komplikasyonlar yapmaz.

Son zamanlar yabancı ülkelere çoğunlukla İran ve Türkiyede tedavi olmak için giden insanların sayısı artmaktadır. Mesela İranda hastalara nadiren doğal ilaç yazarlar, bunun yerine hastalara bir sürü sentetik ilaçlar yazar. Bizim vatandaşlarımıza 3 aylık tedavi yazılmasına karşılık vatandaşlarımız 6 aylık bir tedavi sürecine girerek geri dönüyorlar. Buna sebep olarak ise İranda ilaçların ucuz olmasını söylüyorlar.

  • Nasıl yani İran veya Türkiye gelişmişliyi açısından Almanyadan və İsviçreden daha mı önde?

Günümüzde herhangi bir kapitalist devleti ürettiği  ilaçların herhangi bir hastalığı iyileştirmesinden daha çok bu işten kazandığı para ilgilendirir. Mesela yakın zamanlarda domuz gribi ve ya ebola gribi gibi hastalıklar insanlara o derece korkutucu bir hastalık gibi tanıtıldı ki, işin içine Obama bile karıştırıldı. Tüm dünya ülkelerine aşı sattılar o kadar ki, aşı üreten fabrikalar 4 vardiyalı iş qrafikine geçtiler. Maksatsa sadece biraz para kazanmak, bu kadar.

Evet, günümüzde çok az kişi ilaç bitkileri kullanıyor. Bunun sebebi ise bu işle uğraşanların profesyonel doktorlar değil de, sahtekarlar ve dolandırıcılar olmasıdır. Ve yaptıklar yüzünden insanların güveni sarsılmıştır. Doktarlar ise büyük bir çelişki içerisindedir. Mesala, şeker hastasına hem diabeton ilacını yazıyor, ardından da diyorlar ki:

  • “Tarçınlı çay için darçın şekere iyi gelir.”

Peki sorun bunun neresinde?

Doktor şekerin oranını diabeton ile dengede tutarken, aynı anda tarçın çayını içmesini de söylüyor. Ama aslında demek istediği “tarçın çayını içsen de olur içmesen de olur yani.” Peki olamaz mı ki, sadece tarçının kendisiyle şekeri dengede tutmaya qayret edesiniz. Şeker dengede tutmak için o kadar çok bitki çeşidi mevcut ki. Bunları kullanamaz mıyız?  -Muhtemelen kullanıla bilir…

Başka bir misal, bronşit olan hastaya bazıları antibiotik uyguluyor, bazıları ise ilaç bitlkilerini kullanır. Sonuç olarak her biri iyileşir. Peki bakalım hangisi sağlığına faydalı yollarla kavuştu? Tabii ki, bitki vasıtasıyla iyileşenler.

İnsanlarımızda şöyle bir yanlış değim vardır, her hangi bir şahısta soğuk algınlığı ve ya başka bir hastalık varsa eğer, bunun sadece iğne yaptırmakla keçeceğini söylüyor. Ne yazık ki, bazı doktorların düşüncesi de bu yönde ilerliyor. Ama ben bunların yanlış fikirler olduğunu ileri sürüyorum. 30-40 sene tüm antibiotikleri kullanmış kroniki bronşitten, romatizmadan ve.b rahatsızlık duyan insanları bitki karışımlarından oluşan macunlarla tedavi ettim.

Aklınızda bulunsun ki, farz edəlim ampisilin antibiotiki seni bu gün iyileştiriyorsa, yarın bir gün bu sana yardım etmeyecek ve daha güçlü antibiotik kullanmak zorunda kalacaksın, bir daha ki sefere bu da yardım etmez. Neden biliyor musunuz? Bu şu anlama geliyor ki, zaman geçtikçe hiç bir antibiotik insanlara etki etmeyecek ve ilaç firmaları bunun önlemek için daha büyük moleküllü antibiotikler üretmeğe başlayacak ve bu da sonuç itibarı ile bizim karaciyerimiz, böbreklerimizde ve.b hasara yol açacak ve neticede faaliyetini duruduracaktır.

Antibiotiklerin başka bir zararı da odur ki, bağırsaklarda hastalık meydana getiren ve sağlığımızın sadık bekçileri olan bakterilerin her ikisini de öldürmesidir. Ama insan organizmasının bağışıklık sisteminin güçlenmesi sonucunda organizmamızın kendisi hastalık oluşturan bakterileri zararsızlaştırır ve bize lazım olan bakterilere (saprofit bakterileri)  dokunmazlar. İşte asl ilim budur.

Bizi Allah yaratmış ve biz de Allahın yarattıkları ile tedavi olmalıyız. Bazı insanlar öyle anlarlar ki, bunun için ilim gerekmez, ama hayır, bu yanlıştır. Tabii ki, bitkileri de öğrenmemiz için ilim şarttır.

Devamı var…

(365 dəfə baxılıb)

Suallarınızı (012) 5618501/ (012) 4927697 nömrələr vasitəsilə əlaqə saxlamaqla verə bilərsiniz.